Marangoz Hatası

18 Nisan 2005 Yazan  
Kategori 2005

Sarı D.ERZURUM Gazetesi, 18 Nisan 2005 
                         

AVUKATLARIN da doktorlar gibi bayramları olduğunu, evvelki hafta içerisinde İstanbul Üniversitesinde yaşananlar vesilesiyle hafızamıza iyice kazımış olduk. Kutlu olsun.

* * *

ZORAKİ aile doktoru olur da, “aile avukatı” olmaz mı? Hatta “aile muhasebecisi” bile. Olmalı! Olacak da!

* * *

MUSTAFA Zinnur Kara aile avukatımızdır. Bürosu; Mustafa Nuri Akbulut, Mustafa Çavuş, Şahin Alay ve Sadrettin Kara’nınki ile aynı koridordaydı Çaykara Pasajında.

Bir gün, Baro’nun “insan hakları” gibi bir kısım faaliyetlerinde görev alarak, o şehirden bu şehre sosyal faaliyet peşinde koşan Mustafa Çavuş’u kastederek:

“~Sen niye bu işlere pek yanaşmıyorsun?” diye sordum.

“~Çavuş’un tuzu kuru. Daha çok yol almam lazım benim. Hele bir karnımızı doyuralım…” demişti, genç avukatım. “Geçim” avukatlar için de öncelikli meseleydi; “gelecek” onlar için de bir muammaydı.

İstisnasız her gün uğrardım bürolarına. İkram ettikleri çayın verdiği keyifle; hukuku, “Mustafa Çavuş” ile yaptığımız, tadı damağımda kalan sohbetlerden; avukatlığı da, Mustafa Zinnur Kara’dan öğrenmişimdir; en bedavasından.

* * *

MAHKEME salonunu ilk görüşümde, bana en şaşırtıcı gelen şey; savcının avukatlardan daha üst bir platformda hem de hâkimlerin yanında oturuyor olması gelmişti; pek bağdaştıramamıştım, Mustafa Çavuş’un hukukla ilgili olarak anlattıklarıyla.

Hem Mustafa Çavuş hem de Mustafa Zinnur Kara, ikisi birden, aynı anda:

“~Marangoz hatası(!)” dediler.

* * *

İŞTE bu “marangoz hatası” var ya, bu marangoz hatası(!)… Ancak, geçtiğimiz aylarda, “Avrupa Birliği”ne uyumun bir gereği olarak düzeltilebildi bizim ülkemizde.

* * *

SAV ile “savunma”; “terazi”nin iki kefesidir bunlar; hani, adalet binalarında ya da bu işin erbaplarının yakasında gördüğümüz o eski usul “terazi amblemi” var ya, işte onun.

Mahkeme salonlarının, beceriksiz(!) bir marangoz yüzünden bu teraziye benzememesi sadece “şekil”; ama el’in oğlu(!) pek böyle düşünmüyor. Nasıl da düzelttirdi?

Keşke; “el’in oğlu” dayatmadan bu tip şekilsizlikleri düzeltmeyi, biz kendimiz becerebilsek!